Hak

hak

(I)
kelime, köken Arapça ḥaḳḳ

1. isim Adalet:

      Haktan ayrılmamalı.

2. isim Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç:

      "Üstelik adli tatil olduğu için hak sahipleri bekleşirler." - Burhan Felek

3. isim Dava veya iddiada gerçeğe uygunluk, doğruluk:

      Bu davada hak görmüyorum.

4. isim Verilmiş emekten doğan manevi yetki:

      Ana hakkı ödenmez.

5. isim Pay:

      Makas hakkı. Komşu hakkı.

6. isim Emek karşılığı ücret.

7. sıfat Doğru, gerçek:

      "Karacaoğlan der ki sözüm haktır." - Karacaoğlan

hak ile ilgili atasözleri

hak deyince akan sular durur
atasözü
hak yerini bulur (veya yerde kalmaz)
atasözü

hak ile ilgili deyimler

hak (veya hakkını) yemek
deyim
hak etmek
deyim
hak kazanmak
deyim
hak vermek
deyim
hakkı geçmek
deyim
hakkı olmak
deyim
hakkı ödenmemek
deyim
hakkı tanımak
deyim
hakkı var
deyim
hakkından gelmek
deyim
hakkını aramak
deyim
hakkını helal etmek
deyim
hakkını vermek
deyim

hak ile ilgili kalıp söz

hakkı için

hak ile ilgili birleşik kelimeler

ayni hak barut hakkı buluş hakkı cevap hakkı emrihak geçiş hakkı geçit hakkı gösterme hakkı göz hakkı hak ediş hak ihlali hak kısıtlaması hak kuşu hak yolu hakkıhıyar hakkıhuzur hakkımüktesep hakkısükut haksever haktanır hasta hakları huzur hakkı ihkakıhak iltica hakkı intifa hakkı irtifak hakkı isim hakkı kabotaj hakkı kazanılmış hak konuşmama hakkı kul hakkı makas hakkı müktesep hak oy hakkı ölme hakkı ön alım hakkı özlük hakkı patent hakkı rücu hakkı rüçhan hakkı sarraflık hakkı seçilme hakkı seçme hakkı sığınma hakkı susma hakkı sükut hakkı şufa hakkı takdir hakkı telif hakkı tuz ekmek hakkı veto hakkı yanıt hakkı yasama hakkı yazar hakkı yumruk hakkı

Anlamı içinde "hak" geçen sözcükler ve örnek cümleler

avukat: 1. isim, hukuk Hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi, mahkemelerde, devlet dairelerinde başkalarının hakkını aramayı, korumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşıyan kimse. 2. isim, mecaz Gerekmediği hâlde başkasını savunan, onun adına konuşan kimse:       "O mirasın ağırlığı altında ezilip susacaklarına, bir de ülkemizde insan haklarının avukatı kesilmiyorlar mı cin ifrit oluyorum." - Attila İlhan

baba himmet, oğul hizmet: büyüklerin, kendilerine el uzatıp yardım etmelerini istemeye hak kazanabilmek için küçüklerin görevlerini iyi yapmaları gerekir.

canan: 1. isim Gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadın, sevgili:       "Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dil!" - Fuzuli 2. isim, eskimiş Tasavvufta Tanrı:       "Yunus ver canını Hak yoluna / Can vermeyince canan bulunmaz" - Yunus Emre

dayaklık (I): Dayağı hak eden (kimse).

hak ediş: Bir üretim veya yapım sırasında hak edilmiş durum, para, istihkak.

haklı: 1. sıfat Hakka uygun, doğru, yerinde:       "Fakat aşkta ne hak ne haklı ne haksız ne de bir hakikat vardır." - Memduh Şevket Esendal 2. sıfat Davası, iddiası, düşüncesi veya davranışı doğru ve adalete uygun olan (kimse).

kamu hukuku: Devlet ile kişi arasında karşılıklı olarak hak ve ödevleri düzenleyen hukuk kolu, amme hukuku.

mana: Anlam:       "Ne Hak buyruğun tutarsın ne kul sözün işitirsin / Hiç bilmezsin mana nedir, ne dilde çağırmak gerek" - Yunus Emre

veraset: 1. isim, biyoloji Kalıtım. 2. isim, hukuk Mirasta hak sahibi olma:       "Hatta türedi ortaklar da çıkacak, veraset bile düzülecek, soy sop iddialarına girilecekti." - Tarık Buğra

yerleşmek: 1. -e Yerine iyice oturmak, yerinde sabit olmak:       Bu taş buraya adamakıllı yerleşmiş. 2. -e Yer bulup oturmak:       "Arabaya, birbirine sıkışarak yerleştiler." - Sait Faik Abasıyanık 3. -e Çalışmak üzere bir iş yerine başlamak:       Oğlu bankaya yerleşmiş. 4. -e Bir yerde oturmaya, yaşamaya başlamak:       "Rıza böylece ahırın üst katındaki dairesine yerleşti." - Haldun Taner 5. nesnesiz Eşyayı yerli yerine koymak:       Taşındık, ama daha yerleşemedik. 6. -e Rahat bir biçimde oturmak:       Koltuğa iyice yerleşti. 7. nesnesiz, mecaz Yaygın duruma gelmek, tutunmak:       "Demokrasinin ne suretle yerleşip kalabileceği hakkında garip fikirleri vardır." - Halide Edip Adıvar 8. -e, nesnesiz, mecaz Alışılmak, kullanılır olmak:       Birtakım yeni kelimeler zamanla yerleşiyor. 9. -e Sınav sonucuna göre herhangi bir eğitim kurumunda okumaya hak kazanmak, okumaya başlamak.

hak

(II)
köken Arapça ḥakk

1. isim, eskimiş Maden, ağaç, taş üzerine elle yazı veya şekil oyma, kazı:

      Mühür hakki.

2. isim, eskimiş Kâğıttaki yazıyı kazıma, kazı:

      Resmî kâğıtlarda hak ve silinti yasaktır.

hak ile ilgili birleşik kelime

hakketmek

Hak

isim, özel, din bilgisi, köken Arapça ḥaḳḳ

Tanrı:

      "Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal." - Mehmet Akif Ersoy

Hak ile ilgili deyimler

Hak getire
deyim
Hakk'ın rahmetine kavuşmak (veya Hakk'a kavuşmak veya Hakk'a yürümek)
deyim

Hak ile ilgili birleşik kelimeler

Cenabıhak Hak dini

hâk

isim, eskimiş, (hâ:k), köken Farsça ḫāk

Toprak.

hâk ile ilgili deyim

hâk ile yeksan etmek
deyim

hâk ile ilgili birleşik fiil

hâk ile yeksan olmak
TDK Sözlük anlamı kaynak alınmıştır.