Savaş

Savaş

cinsiyet erkek, köken Türkçe

1. Silahlı çatışma.

2. Uğraşma, kavga, mücadele.

Anlamı içinde "Savaş" geçen sözcükler ve örnek cümleler

cebeli: 1. isim, tarih Osmanlı Devleti'nde, savaş sırasında tımar, zeamet sahiplerinin dirlikleri oranına göre yanlarında götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker:       "Tımarın geliri kendisinden başka iki cebelinin de savaşa hazır bulundurulmasını sağlayacak kadardı." - Nihal Atsız 2. isim Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti.

filo: 1. isim, askerlik Bir arada ve bir komuta altında bulunan savaş gemilerinin veya uçaklarının bütünü. 2. isim Toplu olarak aynı hizmeti yapan ve bir merkezden yönetilen kara, deniz ve hava taşıtlarına verilen ad:       Ticaret filosu. 3. isim, argo Bit.

koku: 1. isim Nesnelerden yayılan küçücük zerrelerin burun zarı üzerindeki özel sinirlerde uyandırdığı duygu:       "Çöp kokusuyla beraber mutsuzluğu da artıyordu günbegün." - Elif Şafak 2. isim Güzel kokmak için sürülen esans:       Koku sürünmek. 3. isim, mecaz Belirti, işaret:       Ortalıkta bir savaş kokusu var.

manevra yapmak: 1. bir araca istenilen hareketi yaptırmak:       "Yolun iki tarafına arabalar park ettiği için çöp kamyonu kolay manevra yapamaz ve muhakkak trafik kilitlenirdi." - Elif Şafak 2. askerlik askerî birlikler savaş denemesi yapmak.

vigla: Savaş ve ticaret gemilerinin direklerine ve dalyanlarda dikine gömülmüş gönderler üzerine gözcülerin nöbet tutmaları için yapılmış yer, çanaklık.

viglacı: Savaş ve ticaret gemilerinde gönderler üzerinde nöbet tutan kimse.

yağma etmek: 1. birçok kimse, zor kullanarak bir malı alıp kaçmak. 2. kurnazlıkla çarpmak, vurgunculuk etmek:       "Bu endüstri ülkeleri, zenginliklerini üçüncü dünya ülkelerinin ham maddelerini yağma ederek sağlamışlardı." - Haldun Taner 3. tarih savaş sonunda zafer kazanmış asker insanları tutsak olarak almak ve malı ele geçirmek.

yeterince: Gerektiği kadar, gereğince, istenildiği kadar, yeter sayıda, kararında:       "Rahmi psikolojik savaş sessizliğini yeterince uzattıktan sonra özür diler gibi konuştu." - Tarık Buğra

yürük: 1. sıfat Göçebe olan:       "Fakat göç ve yürük hayatı hareme ve kapalılığa gelmez." - Falih Rıfkı Atay 2. isim, tarih Osmanlı Devleti'nde otuzar kişilik ocaklar olarak Rumeli'ye yerleştirilen ve savaş zamanlarında geri hizmetlerde çalıştırılan tımarlı asker.

zırhlı araç: Savaşta veya savaş dışında güvenliği sağlamak için zırh ile kaplanmış araç.

TDK Sözlük anlamı kaynak alınmıştır.